Atlıkarıncaları sevmem küçüklüğümden beri. Sürekli dönüp durmaları sinirimi bozar. Bu kitap atlıkarıncaları belki sevdirir bana dedim.Pek atlıkarınca ile ilgisi olmasa da hayatı atlıkarıncaya benzetmiş yazar sık sık da tekrar etmiş.
Kitabın kendine ait müzikleri var. Soundtreck gibi bişey sanırım. Oturmuşlar kitaba müzik bestelemişler olacak iş mi evet. Satış politikası mı dersiniz farklı bir yaklaşım mı orası size kalmış. Ama bir balerinin hayatını anlattığından biraz olabilir gibi ama olmasa da olurmuş gibi.
Olay bir hastanede yatan kanser hastasının atlıkarınca hayali ile başlıyor. Çocukluktan gelen bir atlıkarınca silueti ile. Hayata zorla tutunan bir kanser hastası. Sırbistan'ın Subotica şehrinde bir çiftlikte hayata gözlerini açan Anna yaşı ilerledikçe dansa olan yeteneği annesinin gözüne ilişir. Annesi onun salaş çiftlikte öyle basit bir şekilde büyümesini istememektedir. Bu yüzden altı yaşındaki küçük kızını bale dersleri alması için babasından, ninesinden ve çok sevdiği atlı karıncasından ayırıp Belgrad'a götürüyor. Sonrası ise malum kızcağız dünyanın en iyi balesi sayılan Bolşoy balesinde prima balerinliğe kadar giden bir hayat sürüyor. Bu arada soğuk Rusya kışında bir Rus eleştirmen ile tutkulu bir aşk yaşıyor nihayetinde evleniyorlar. İşler böyle güzel gitmiş hep mi diyeceksiniz elbette hayır. Ben hiç bir kitapta bu kadar arka arkaya ölüm okumadım.
Kurgu iyi fakat çok fazla esinlenilmiş bir yerlerden. Sanki Rus Kışı adlı kitabın başka versiyonu gibi. İçersinde Swan Lake'den benzer parçalar da bulabilrisiniz. Ama benim en çok merak ettiğim konu Bolşoy'un ünlü balerini Anna Pavlova'nın hayatından mı esinlendiği. Zira isim benzerliği çok fazla: Anna ve sevgilisi Sergey; gerçek Anna Pavlova ve balenin yöneticisi Sergey Diaghilev. Ama yazar esinlenip esinlenmediğine dair bir şey belirtmemiş kitapta.
Tüm bunların yanı sıra kitabın dili akıcı ama çok fazla detaya yer verdiğinden sayfalar bir türlü ilerlemiyor. Diyaloglar gereğinden fazla uzun. Yazarın ilk romanı olmasından ve onun verdiği heyecanla yazmış da yazmış diyerek sineye çektik gitti. Yani kitap aslında 446 sayfa değilde 350 sayfa falan olsaymış daha iyi olurmuş gibi. İnsan bir an durup düşünüyor. Hayatımda acaba her seferinde bu kadar uzun cümleler kuran insanlar var mı diye. Diyalogların çok uzun olması sizi gerçeklik olgusundan çıkarıyor. Elbette bir bestseller kitabı olarak pembe dizi kıvamında konusu gerçeklik ne kadar aranır tartışılır. Ben yok artık bir insan hayatında hem bu kadar şanslı hem bu kadar şanssız, hem çok sevilen hem çok yalnız olamaz dedim.
Yine de soğuk kış günlerinde evde oturuyorsanız vaktinizin geçmesi için okunabilecek bir kitap. Baleye ilgili iseniz kesinlikle okumanız gereken bir kitap. Aşk meşk işleri beni açmaz diyorsanız elinizi bile sürmemeniz gereken bir kitap derim.
Başta da söylediğim gibi kitap için besteler yapılmış. Bunlara sevgili video kaynağımız youtube'dan ulaşabilirsiniz.. Ringispil/ Salasi
Ben okurum bu kitabı diyorsanız buyrunuz online siparişler için : J. B. Alimpic/ Atlıkarınca (Ringispil)
Okuyunuz efenim okuyunuz malum ya çok okuyan ya çok dolanan..
Kitabın kendine ait müzikleri var. Soundtreck gibi bişey sanırım. Oturmuşlar kitaba müzik bestelemişler olacak iş mi evet. Satış politikası mı dersiniz farklı bir yaklaşım mı orası size kalmış. Ama bir balerinin hayatını anlattığından biraz olabilir gibi ama olmasa da olurmuş gibi.
Olay bir hastanede yatan kanser hastasının atlıkarınca hayali ile başlıyor. Çocukluktan gelen bir atlıkarınca silueti ile. Hayata zorla tutunan bir kanser hastası. Sırbistan'ın Subotica şehrinde bir çiftlikte hayata gözlerini açan Anna yaşı ilerledikçe dansa olan yeteneği annesinin gözüne ilişir. Annesi onun salaş çiftlikte öyle basit bir şekilde büyümesini istememektedir. Bu yüzden altı yaşındaki küçük kızını bale dersleri alması için babasından, ninesinden ve çok sevdiği atlı karıncasından ayırıp Belgrad'a götürüyor. Sonrası ise malum kızcağız dünyanın en iyi balesi sayılan Bolşoy balesinde prima balerinliğe kadar giden bir hayat sürüyor. Bu arada soğuk Rusya kışında bir Rus eleştirmen ile tutkulu bir aşk yaşıyor nihayetinde evleniyorlar. İşler böyle güzel gitmiş hep mi diyeceksiniz elbette hayır. Ben hiç bir kitapta bu kadar arka arkaya ölüm okumadım.
Kurgu iyi fakat çok fazla esinlenilmiş bir yerlerden. Sanki Rus Kışı adlı kitabın başka versiyonu gibi. İçersinde Swan Lake'den benzer parçalar da bulabilrisiniz. Ama benim en çok merak ettiğim konu Bolşoy'un ünlü balerini Anna Pavlova'nın hayatından mı esinlendiği. Zira isim benzerliği çok fazla: Anna ve sevgilisi Sergey; gerçek Anna Pavlova ve balenin yöneticisi Sergey Diaghilev. Ama yazar esinlenip esinlenmediğine dair bir şey belirtmemiş kitapta.
Tüm bunların yanı sıra kitabın dili akıcı ama çok fazla detaya yer verdiğinden sayfalar bir türlü ilerlemiyor. Diyaloglar gereğinden fazla uzun. Yazarın ilk romanı olmasından ve onun verdiği heyecanla yazmış da yazmış diyerek sineye çektik gitti. Yani kitap aslında 446 sayfa değilde 350 sayfa falan olsaymış daha iyi olurmuş gibi. İnsan bir an durup düşünüyor. Hayatımda acaba her seferinde bu kadar uzun cümleler kuran insanlar var mı diye. Diyalogların çok uzun olması sizi gerçeklik olgusundan çıkarıyor. Elbette bir bestseller kitabı olarak pembe dizi kıvamında konusu gerçeklik ne kadar aranır tartışılır. Ben yok artık bir insan hayatında hem bu kadar şanslı hem bu kadar şanssız, hem çok sevilen hem çok yalnız olamaz dedim.
Yine de soğuk kış günlerinde evde oturuyorsanız vaktinizin geçmesi için okunabilecek bir kitap. Baleye ilgili iseniz kesinlikle okumanız gereken bir kitap. Aşk meşk işleri beni açmaz diyorsanız elinizi bile sürmemeniz gereken bir kitap derim.
Başta da söylediğim gibi kitap için besteler yapılmış. Bunlara sevgili video kaynağımız youtube'dan ulaşabilirsiniz.. Ringispil/ Salasi
Ben okurum bu kitabı diyorsanız buyrunuz online siparişler için : J. B. Alimpic/ Atlıkarınca (Ringispil)
Okuyunuz efenim okuyunuz malum ya çok okuyan ya çok dolanan..
Yorumlar
Yorum Gönder